Dijital müzik çalar iPod piyasaya sürüleli 10 yıl oldu. Peki MP3 çalarlar insanları dış dünyaya kapatıp asosyal hale mi getiriyor?

İnsanların yarısının kablolarla bir paralel evrene bağlanıp çevrelerinde olup bitene kendilerini kapatması fikri, bir bilim kurgu romanını andırıyor olabilir. Ancak büyük metropollerde trenlerde, metrolarda seyahat edenler için, kulaklarında beyaz kablolar ve ‘tıkaçlar’la gezen kalabalıklar, tanıdık bir görüntü.

Bundan 30 yıl önce de taşınabilir müzikçalar Walkman, müzik dinleme alışkanlıklarında bir çığır açmıştı. MP3 çalarların en çok satanı iPod’un avantajı ise rakiplerinden çok daha hafif, küçük ve gelişmiş olmasıydı.

Apple, iPod’u 2001 yılında ‘1000 şarkıyı cebinizde taşıma’ vaadi ile piyasaya sürdü. O zamandan bu yana 300 milyon satış yaptı.

iPod’un kültür ve kentsel yaşama etkisi üzerine bir kitap yazan Prof Michael Bull, 2007 itibarıyla batı kentlerinde yaşayanların yarısının iPod ya da başka bir MP3 çalar kullanıcısı olduğunu, çocuklardan yaşlılara çok geniş bir kitleyi kapsar hale geldiğini söylüyor.

Prof. Bull’a göre MP3 çalar kullanmaya başlayanlar, müzik dinlemeye öncekinden iki kat daha fazla zaman ayırıyor.

‘İLAÇ GİBİ’
Apple cihazlarına odaklanan Cultofmac.com adlı sitenin editörü Leander Kahney, iPod türü cihazların insanların günlük yaşamın baskılarından kaçmasını sağladığına inanıyor. “İnsanı neşelendirmek için müzik gibisi yok. iPod ruh halini iyileştiren bir ilaç gibi” diyor.

Microsoft gibi devlerin rakip ürünler geliştirme girişimlerine rağmen, Apple’ın ABD’deki pazar payı tüm bu süre boyunca hiç yüzde 70’in altına düşmedi.

Alman ve Brezilyalı mucit Andreas Pavel, kulaklıkla müzik kültürünün babası sayılıyor. Müziği sabit bir sisteme bağımlılıktan kurtarma amacıyla 1970’lerde ilk taşınabilir kasetçaları geliştiren Pavel, Walkman’e de esin kaynağı olmuş.

Geliştirdiği prototipi “ses kaynağı ile kulaklığın sihirli birleşimi” olarak niteliyor. “Müziği bulunduğunuz ortamın görüntüsüyle birleştirebilmek, hayatınıza bir fon müziği eklemek, hayatı bir filme dönüştürmek gibi” diyor.

Başlangıçta, hareket halindeyken kulaklıkla müzik dinleme fikrini gülünç bulanlar olduğunu, Sony’den ise prototipinin çok pahalı olduğu ve alıcı bulamayacağı yanıtını aldığını anlatıyor. Daha sonra Walkman’i geliştiren şirket, Pavel’e fikri mülkiyeti için yüklüce bir ödeme yapmak durumunda kaldı. Ancak bu noktaya 2003’te, 23 yıl süren hukuk mücadelesi ardından gelinebildi.

SOSYAL VE KÜLTÜREL OLGU OLARAK KULAKLIK
Kulaklıklar, kimileri için kültürel bir genellemenin simgesi; genç, şımarık, bencil bir nesille ilişkilendiriliyor.

2007 yılında İran tarafından esir alınan İngiliz denizcilerden Arthur Batchelor’ın iPod’una el konunca “bebek gibi ağladığını” anlatması gazetelerde ‘ulusal utanç’ olarak nitelenmişti. Aynı yıl bir cinayet davasına bakmak üzere jüri üyesi olarak görevlendirilen bir kadın, mahkemede başörtüsü altından iPod dinlediği anlaşılınca görevden alındı.

Bir zamanlar deplasmana giden futbolcular takım otobüsünde kağıt oynayıp sohbet ederek aralarındaki bağları pekiştirirken şimdi hemen herkes yolculuğunu seçtiği müzik ya da filmle başbaşa geçiriyor. Koşucu, bisikletçi, hatta yüzücülere bile antrenmanlarında kulaklıları eşlik ediyor.

Kulak içi kulaklıklarla yüksek sesle müzik dinlemenin işitmeye olumsuz etkileri konusundaki kaygılar bir yana, çevrede olup bitenleri duymamanın kullanıcıyı tehlikelere açtığına dikkat çekiliyor. Dahası, sesi sonuna dek açan MP3 kullanıcıları çevrelerine rahatsızlık verirken, kendilerini dünyaya kapattıklarından, etkileşim olanağını sınırladıklarından da şikayet ediliyor.

Bu şikayetler karşılıklı; Prof. Bull’un anketleri, kullanıcılarının da müzik dinlerken birinin kendilerine bir şey söylemesinden ya da sormasından hazzetmediğini gösteriyor. Peki kulaklıklarla nasıl hareket edilmeli; bir dükkana girdiğinizde bir kulağınızı mı yoksa ikisini mi açmalısınız? Yoksa sadece sesi kısmak yeter mi?

İngiliz görgü kuralları avukatı Debrett’s danışmanlarından Liz Wyse, iki kulaktakilerin de çıkarılmasını salık veriyor; aksi halde karşınızdakinin hor görülmüş hissedebileceğini belirtiyor. Profesör Bull sosyal ortamdan bireysel ortama yönelmek söz konusu ise iPod’un neden değil, sonuç olduğunu düşünüyor.

Ona göre, “artık sokakta karşınızdaki kişi ‘sosyal ortam’ olarak görülmüyor. Samimiyet alanı sadece sevdiklerimiz, yakınımızdakiler ile sohbet odaları ve sosyal medya ile ulaşabildiğimiz uzaktaki kişileri kapsıyor.”

Taşınabilir müzikçalarların mucidi Andreas Pavel ise amacının kesinlikle insanları tecrit etmek olmadığını vurguluyor. Hatta başta çıkardığı patentin dışarısının duyulmasını sağlayacak bir mikrofonu da kulağa vermeyi ve grup halinde müzik dinlenebilmesi için dörtlü giriş olanağını öngördüğünü hatırlatıyor.

Pavel’e göre sonuçta her şey tercih meselesi. Bazen mahremiyet ve çevreden kaçmak cazip olurken, bazen etrafımızdakilerle etkileşimi tercih ediyoruz.

Reklamlar