Tag Archive: Biyoloji


Bilim dünyasında çığır açacak bir gelişme yaşandı. Farklı embriyolardan oluşan ilk maymunlar dünyaya geldi.

Amerika Birleşik Devletleri’nde bir laboratuvarda dünyaya gelen maymunlar, bilim dünyasını heyecanlandırdı. Bilim adamları çalışmanın üzerinde çalıştıkları embriyonik kök hücrelerle ilgili daha kapsamlı sonuçlara ulaşacaklarını düşünüyor. Okumaya devam et

İnsanlar yürümeyi fareler, kediler, maymunlar ve kuşlarla aynı biçimde öğreniyor.

New Scientist dergisinin internet sitesinde yer alan habere göre yeni bir araştırma, bebeklerin yürümeyi öğrenirken, fareler, kediler, maymunlar ve kuşlarla aynı aşamalardan geçtiğini ortaya çıkardı.

İtalya’daki Rome Tor Vergata Üniversitesinden Francesco Lacquaniti ve iş arkadaşlarının yürüttüğü araştırmada, yürüme sırasında insanın gövdesi, bacakları ve kollarındaki 20 kasın faaliyetini kaydetmek için elektromiyografi yöntemi kullanıldı.

Bilim adamlarının, yetişkinler, okul öncesi çocukları, yeni yürümeye başlayan çocuklar, hatta destekle ileriye doğru bebek adımları attırılan yeni doğanlar üzerinde ölçümler yaptıkları belirtildi.

Elektromiyografi kayıtları, yeni doğanların “yürümesi” sırasındaki faaliyeti iki aşamaya toplarken, bunlardan birinin, bacakların bükülmesine ve uzatılmasına neden olduğu, diğerinin bebek ilerlerken bunların dönüşümlü olarak harekete geçmesini temin ettiği görüldü.

Yeni yürümeye başlayan çocuklar tek başlarına ilk adımlarını attıkları sırada işler biraz daha karmaşık hale gelirken, bilim adamları, bu noktada dört sinirsel aşama gözlediler.

Bunlardan ikisinin yeni doğanlarda görülenler olduğu, diğer ikisinin, bacak yerden ayrılmadan önce ağırlığın topuktan ayak parmağına geçmesi gibi ince hareketleri kontrol eden iki aşama olduğu belirtildi.

Francesco Lacquaniti, yeni yürümeye başlayan çocuklarda görülen, yürümeyi kontrol eden motor aşamaların fareler, kediler, maymunlar ve kuşlarda görülenle neredeyse özdeş olduğunu söyledi.

Daha önce yapılan araştırmaların sonuçlarını inceleyen Lacquaniti’nin ekibi, yeni doğan farelerin, yürürken yeni doğan bebeklerde gözlenen iki aşamayı ortaya koyduklarını buldu.

Farelerin, yetişkin olduklarında yeni yürümeye başlayan çocuklarda görülen dört aşamayı sergiledikleri, bunun yetişkin kediler, resus maymunları, gine kuşlarında da gözlendiği belirtildi.

Öte yandan insanların yetişkinliğe ulaştıklarında söz konusu dört aşamanın, diğer hayvanlarda görülmeyen zarif biçimde değiştiği, bunun insanların yürürken nesneleri toplamak gibi karmaşık kol hareketlerini yapmalarını sağladığı kaydedildi.

NTVMSNBC

Hayat suda başladı. Peki karaya nasıl sıçradı? Araştırmacılar, inceledikleri bir grup balıkta bunun ipucunu gördüklerini söylüyor.

Katı bir yüzeyden havaya sıçramayı başaran en az altı balık türü keşfedildi. Üstelik, sıçrama yeteneğinin balıklarda hiç de nadir bir hadise olmadığı düşünülüyor.

Journal of Experimental Zoology (Deneysel Zooloji Dergisi) tarafından basılan araştırma sonuçları, canlı türlerinde evrimin en önemli aşamalarından birine ışık tutuyor.

Kuzey Arizona Üniversitesi ekibinin başkanı Alice Gibb, hem karada hem suda yaşayabilen mangrov rivulus adlı balık türünü incelerken, araştırmayı başka türleri de kapsayacak şekilde genişletmeye karar verdiklerini söylüyor.

Dr. Gibb, ”Mangrov rivulus, üniversitenin laboratuvarındaki akvaryumdan bir ağla çıkartılmaya çalışılırken, sıçrayıp tekrar suya geri dönmeyi başarıyordu.” diye anlatıyor.

Ekip, sıçrama yeteneği sadece mangrov rivulus gibi amfibik canlı türlerine mi özgü, yoksa normal balıklarda da görülüyor mu sorusunun kendilerinde merak uyandırdığını söylüyor.

Birbiriyle bağlantısız altı farklı balık türünü, düz bir yüzey üzerine koyduktan sonra hızlı kamera ile filme çekiyorlar.

Dr. Gibb, ”Çektiğimiz filmlerde her balığın sıçrayabildiğini gördük’ diyor.

Bu araştırma, karaya sıçramanın az sayıda birkaç türün evrimine ait nadir bir özellik olmaktan ziyade, kemikli balıklarda yaygın bir yetenek olduğuna işaret ediyor.

Kuzey Arizona Üniversitesi ekibi, geçmişte karaya çıkan balık türlerinin sanıldığından çok daha fazla sayıda olabileceğini düşünüyor.

BBC Türkçe

 

Biyolojik evrimin en basit tanımı, değişerek türemedir. Bu tanım hem küçük ölçekte evrimi (yani bir popülasyonun içinde gen sıklıklarının nesilden nesile değişmesini) hem de büyük ölçekte evrimi (yani aradan birçok nesilin geçmesiyle ortak bir atadan farklı türlerin türemesini) kapsar. Evrim yaşamın tarihini anlamamızı sağlar.

 

Evrim, bir canlı popülasyonunun genetik kompozisyonunun zamanla değişmesi anlamına gelir. Genlerdeki mutasyonlar, göçler veya çeşitli türler arasında yatay gen aktarımları sonucu türün bireylerinde yeni veya değişmiş özelliklerin ortaya çıkması, evrim sürecini yürüten temel etmendir. Evrim, bu yollarla oluşan değişimlerin popülasyon genelinde daha sık veya daha nadir hale gelmesiyle işler.

Dünya’daki canlı türlerinden henüz sadece 2 milyondan biraz fazlası tanımlanabilmiş ve sınıflanabilmiştir. Bazı tahminlere göre henüz tanımlanmamış 10 ila 30 milyon canlı türü vardır. Bir milimetrenin binde birinden kısa bakterilerden tutun, yerden yüksekliği 100 metreyi, ağırlığı binlerce tonu bulan sequoia servi ağaçlarına kadar dünyadaki canlı türleri, cüsse, biçim ve yaşayış biçimi açısından çok büyük farklılıklar gösterirler. Sıcak su kaynaklarında kaynama sıcaklığına yakın derecelerde yaşayan bakteriler olduğu gibi, Antarktika’daki buzullarda ya da tuz göllerinde -23 °C’ye varan sıcaklıklarda yaşayan algler vemantarlar vardır. Aynı şekilde karanlık okyanus tabanlarındaki hidrotermal çatlakların kenarlarında yaşayan devasa boru kurtçukları olduğu gibi, Everest Dağı’nın yamaçlarında, 6 bin metre yükseklikte yaşayan hezaren çiçekleri ve örümcekler vardır.

Dünyadaki bu neredeyse sınırsız sayıdaki yaşam biçimi, evrimsel sürecin bir sonucudur. Tüm canlılar, ortak atalardan geldikleri için akrabadırlar. İnsan ve diğer tüm memeliler, yaklaşık 150 milyon yıl önce yaşamış sivrifaremsi bir canlıdan evrimleşmişlerdir. Memeliler, kuşlar, sürüngenler, iki yaşamlılar ve balıkların ortak atası 600 milyon yıl önce yaşamış su solucanlarıdır. Tüm hayvanlar ve bitkiler, yaklaşık 3 milyar yıl önce yaşamış bakterimsi mikroorganizmalardan türemişlerdir. Biyolojik evrim, canlı nesillerinin ortak atadan değişerek türeme (İng: descent with modification) sürecidir. Yeni nesiller, eski nesillere göre farklılıklar taşırlar ve ortak atadan uzaklaştıkça çeşitlilik artar.

Kaynaklar

MIT’de düzenlenen yarışmada Ankara’daki üç üniversitenin oluşturduğu 5 takım dünyadan 180 takımla rekabet edecek.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsünün düzenlediği International Genetically Engineered Machine (Uluslararası Genetik Mühendisliği ile Geliştirilmiş Makine) (IGEM) yarışmasında Ankara’daki 3 üniversitenin oluşturduğu 5 takım, dünya genelinde 180 takım arasında birincilik mücadelesi verecek.

ODTÜ’den 3 takım grizu patlamasını tarih yapacak proje üzerinde çalışırken, Bilkent Üniversitesi takımı TNT parçalayabilen mikroalg canlı makine ile Fatih Üniversitesi takımı ise EHEC gibi mikrop salgınına sebep olabilecek bakterileri öldürebilecek yeni mikro organizmalar geliştiren proje ile uluslararası arenada Türkiye’yi temsil edecek.

Kendilerine verilen yüzlerce standart gen parçasıyla laboratuvar ortamında çalışan ODTÜ, Fatih ve Bilkent’te öğrenim gören üniversiteli gençler, gen parçalarını tıpkı lego yapar gibi belirli şekillerde birleştirerek, doğada bulunmayan özelliklere sahip canlı makine denilen bakteriler üretmeyi başardı.

ODTÜ takım danışmanı Burak Yılmaz, doğada bulunmayan biyolojik sistemlerin ve ürünlerin tasarlanması olarak tanımlanan sentetik biyoloji ile günümüzdeki pek çok çevre, enerji ve sağlık sorununun çözülebileceğine inandıklarını kaydetti.

Sentetik biyolojinin, Türkiye’de yeni gelişen bir alan olduğuna dikkati çeken Yılmaz, sentetik biyoloji konusunda çalışmaların yapıldığı ülkemizde, sentetik biyolojik ürünleri üreten şirketlerin kurulduğunu belirtti.

IGEM yarışmasının ilk kez 2004 yılında düzenlendiğini ve katılımcı takım sayısının 5 olduğunu ifade eden Yılmaz, sonraki yıllarda yarışmanın uluslararası boyuta taşındığını kaydetti.

Yılmaz, 2007 yılından beri Türkiye’den sadece ODTÜ’nün bu yarışmaya katıldığını belirterek, yarışmada 2 bronz, 2 gümüş ve 1 altın madalya kazandığını söyledi.

Harvard ve Stanford Üniversitelerinin de aralarında bulunduğu dünyanın sayılı üniversitelerinden 180 takımın yarışmaya katılacağını bildiren Yılmaz, bu yıl ODTÜ’den 3, Bilkent ve Fatih Üniversitelerinden 1’er takımın Türkiye’yi temsilen yarışmaya katılacağını ve takımların iki aşamalı yapılacak yarışmada mücadele vereceğini ifade etti.

MAYINLARI ‘CANLI MAKİNE’ BULACAK
Yarışmaya ODTÜ’den katılacak takımlardan METU-Ankara ekibinden Ceren Şeref, proje hedeflerinin madenlerdeki metan gazını farklı bir kimyasala dönüştürerek grizu patlamalarına yol açan patlayıcı özelliğinden kurtarmayı ve metan gazının küresel ısınmaya etkisini ortadan kaldırmak olduğunu ifade etti.

Şeref, şöyle konuştu:

”Metan gazının zararlı etkilerinden kurtulmak için yarışma konsepti gereği canlı organizmalara sentetik biyoloji yöntemleri ile organizmalarda var olmayan özellikleri tasarladık. Yaşam kaynağı olarak metan gazını kullanan bakterilerden, metabolizmasını yöneten genlerden projeye uygun olan kısmı, başka bir organizmada gerekirse başka özellikler de eklenerek bir canlı makine olarak tanımlanan ‘bakteri-makine’ oluşturacağız.”

Bilkent ekibinden genetik öğrencisi Ahmet Emin Topal da takım olarak amaçlarının mayın gibi patlayıcılarda ve mermi kalıntıların bulunduğu trinitrotolueni (TNT) parçalamak olduğunu ifade ederek, amaçlarının mikroalg ‘canlı makine’ ile özellikle patlamamış mayın alanlarının temizlenip insan hayatı için tehlike oluşturabilecek unsurlardan arındırmak olduğunu söyledi.

‘Canlı makine’nin Türkiye florasında yaygın bulunması ve nemli bölgeleri yaşam alanı olarak tercih etmesi sebebiyle özellikle çözünerek suya karışan TNT’yi biyolojik yollardan parçalamada bir avantaj teşkil ettiğini söyleyen Topal, projelerinin çevre kirliliğine karşı yapılan biyolojik mücadeleye önemli katkılarının olacağını kaydetti.

Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesinden katılan takım üyelerinden Fazilet Güler ise projelerinin son yıllarda, Avrupa’da gerçekleşen ve onlarca insanın ölümüne sebep olan EHEC gibi mikrop salgınına sebep olabilecek bakterileri öldürebilecek yeni mikro organizmalar geliştirmek olduğunu belirterek, hedeflerinin zararlı bakterileri zararsız bakterilere yok ettirmek olduğunu söyledi.

kaynak: ntvmsnbc.com