Tag Archive: Din


İncil’de yazılı her şeyi sözcük anlamıyla alacak olursanız, Dünya düzdür. Aynısı Kuran için de geçerli. Dünya’nın yuvarlar olduğunu söylemeniz, ateist olduğunuz anlamına gelir. 1993 yılında, Suudi Arabistan’ın en üst düzey dini yetkilisi Şeyh Abdülaziz İbn Baaz, bir ferman, yani fetva yayınlayarak dünyanın düz olduğunu ilan etti. Yuvarlak olduğuna inananlar Tanrı’ya inanmıyor demektir ve bu nedenle cezalandırılmalıdır. Dünya’nın yuvarlak olduğunu apaçık ortaya koyan ve ikinci yüzyılda Greko-Mısırlı gökbilimci Claudius Ptolemaios tarafından elde edilmiş kanıtın Batı dünyasına Müslüman ve Arap gökbilimciler tarafından ulaştırılmış olması ilginç bir zıtlık yaratıyor. Dokuzuncu yüzyılda, bu gökbilimciler Ptolemaios’un Dünya’nın yuvarlaklığını gösterimleyen kitabına “Almagest” yani “En Büyük” adını vermişlerdi.

Evrimden incinen, çağlar boyunca kör fiziksel ve kimyasal güçlerin etkisiyle balçıktan oluşmuş olmaktansa, Tanrı’nın el sanatı sayılma fikrini yeğleyen birçok insana rastlıyorum. Kanıta bakmaya ise hiç mi hiç yanaşmıyorlar. Kanıtın onlarla bir işi yok: Doğru olmasını dilediklerinin doğru olduğuna inanıyorlar. Amerikalıların yalnızca yüzde 9’u, modern biyolojinin en büyük bulgusunu, yani insanların (ve tüm diğer türlerin) doğal süreçlerle eski canlılardan bugüne tanrısal müdahaleye gerek olmaksızın evrim geçirdiğini kabul ediyor. (Sadece evrimi kabul edip etmedikleri sorulduğunda ise yüzde 45’i evet yanıtını veriyor. Bu rakam Çin’de yüzde 70) [1] Jurassic Park isimli film İsrail’de gösterime girdiğinde, birçok Ortodoks haham tarafından lanetlenmişti; çünkü film hem evrimi onaylıyor hem de dinazorların yüz milyonlarca yıl önce yaşadığını söylüyordu. Oysa ki her Musevi Yılbaşı’nda ve evlilik töreninde söylendiği gibi, evren 6000 yıldan gençti. Evrimimizin en açık kanıtı genlerimizde yer alıyor. Ama evrime karşı, okullarda, mahkemelerde, ders kitabı basımevlerinde -bu insanların kendi DNA’ları, kuramı onaylamasına karşı- bir savaşım veriliyor. Hayvanlara bazı etik sınırları aşmadan acı çektirerek insanlar için ilaç ve tedavi yöntemi geliştirmek de evrimi doğrulayıcı diğer bir kanıt. 

Kaynak: Carl Sagan, Karanlık bir Dünyada Bilimin Mum Işığı, sayfa 326.

[1] Kitabın yazıldığı yıl olan 1995 yılındaki oranlardır.

Demokritus Yunanistan’ın kuzeyindeki İyonya kolonisi Abdera’da doğmuştu. Abdera şakaların kaynaklandığı bir kentti. MÖ 430’da Abdera’lı biri hakkında bir hikaye anlatmaya kalktığınızda, karşınızdakinin kahkahası peşin olarak hazırdı. Demokritus’a göre, yaşamın tümü anlayarak ve eğlenerek geçirilmelidir; anlamak ve eğlenmek aynı şeylerdi. O, “Eğlencesiz bir yaşam, meyhaneye rastlamadan uzun uzadıya gidilen yola benzer,” derdi. Demokritus Abdera’lı olabilirdi, fakat budalanın biri değildi. Uzayda yayılan maddenin dünyanın birden oluştuğuna, geliştiğine, sonra da dağıldığına inanırdı. Darbe kraterlerinden hiç kimsenin haberi olmadığı bir dönemde, Demokritus dünyaların bazen çarpıştığını düşünüyordu. Dünyalardan bazılarının uzayın karanlığında dolaşırken, bazılarının güneş ve ay eşliğinde dolaştıklarını; dünyalardan bazılarında hayat olduğunu; bazılarındaysa ne bitki, ne hayvan, hatta ne su bulunduğu ve ilk hayat şekillerinin ilkel bir çamur türünden kaynaklandığını ileri sürmekteydi. Algılamanın -örneğin, elimde bir kalem bulunduğunu düşünmenin- sırf fiziksel ve mekanik bir süreç olduğunu; düşünmenin ve hissetmenin karmaşık ama yeterince düzenli bir biçimde bir araya getirilişinden oluştuğunu ve maddenin, içine tanrılar tarafından ruh verilerek doğmadığını öğretiyordu.

Demokritus’tur “atom” sözcüğünü bulan, Yunanca, “kesilmesi olanaksız” anlamındadır atom. Atomlar bir maddenin bölünemez zerrecikleridir; o maddeyi daha küçük parçalara bölmemizi engeller. Her şeyin iç içe yerleşmiş atomlar toplamından oluştuğunu söylerdi. “Biz bile atomdan oluşuyoruz.” diye eklerdi; “Atomdan ve boşluktan başka hiç bir şey yoktur.”

Demokritus’a göre, bir elmayı kestiğimizde, bıçak atomlar arasındaki boşluklardan epey sayıda geçiyor olmalı. Eğer bu boşluklar olmasa, bıçak içine giremez, atomlara rastlar ve elma kesilemezdi.

1750 yılında Thomas Wright, Demokritus’un Samanyolu’nun çoğunlukla kararsız kalmış yıldızlardan oluştuğu yolundaki inancına şaşırmıştır. Thomas Wright, “Astronomi optik bilimlerin yararlı meyvelerini toplamadan çok önce Demokritus, zihin gözlüğü deyimini kullanalım, evet, zihninin gözlüğüyle, sonsuzluğu çok daha elverişli aygıtlarla çalışan astronomlardan daha iyi görmüştür.” diyor. Hera’nın göğsünden fışkıran Süt’ün, Gecenin Belkemiği’nin ötesinde, Demokritus’un beyni yükseliyordu.

Demokritus; kadın, çocuk ve cinsel ilişkiden fazla hoşlanmazdı. Biraz da zamanını alıyorlar diye onlardan kaçınırdı. Fakat dostluğa değer verir, neşenin hayatın amacı olduğu görüşünü savunur ve heyecanın asıl kaynaklarını bulmaya yönelik felsefi araştırmalara girişirdi. Atina’ya Sokrates’i görmeye gider, ama kendini tanıtmaya çekinirdi. Hipokrat’ın yakın dostuydu. Doğanın güzelliği ve görkemi karşısında ağzı açık kalacak derecede hayranlık duyardı. Demokrasi düzeninde yoksulluğu, baskı yöntemindeki zenginliğe yeğ tutardı. Zamanında geçerli olan dinlerin kötülüğüne inanır ve, “ölümsüz ruh ya da ölümlü tanrılar diye bir şey olmadığını” söylerdi.

Kaynak: Carl Sagan, Kozmos, Sayfa 202-203