Tag Archive: nature


Ölmekte olan bir yıldızın x şeklinde oluşturduğu nebula. Fotoğraf: National Geographic.

Bilim insanları, ölen yıldızların kütlelerini uzaya nasıl dağıttığının sırrını çözdüklerini söylüyor.

Güneşimize benzeyen yıldızlar, ömürlerinin son yıllarında dış katmanlarındaki malzemeleri uzaya dağıtarak kütlelerinin çoğunu kaybediyor.

Bu malzemeler daha sonra başka gezegenlere yapı taşı oluyor. Bu sürecin nasıl işlediği bugüne dek bilinmiyordu.

Bilgisayarla yapılan projeksiyonlar, yıldızlardan gelen parçacıkların çok küçük olacağını ve bu yüzden de etraflarındaki ışığı emip, aşırı ısınacağını öngörüyordu.

Okumaya devam et

Amerikalı bilim insanları, bir tür klonlama tekniği kullanarak kişiye özel kök hücreler yarattıklarını söylüyor.

New York Kök Hücre Vakfı Laboratuarı’nda yapılan araştırmada bir yetişkinin deri hücresinden alınan genetik materyal insan yumurtasına aktarıldı.

Daha sonra yumurta laboratuar ortamında büyütülerek embryonun ilk aşamalarına getirildi.

Böylece üretilen kök hücreler hem derinin alındığı yetişkinin hem de yumurtanın kromozomlarını taşıyor.

Kök hücreler, vücuttaki diğer hücrelere dönüşebildikleri için yıpranan organları onarmaya ve yenilerini yapmaya çalışan bilim adamları için son derece önemliler.

Kullanılan teknik “beden hücreleri çekirdek aktarımı” olarak adlandırılıyor.

Bu teknik 1997 yılında, yetişkin bir hücreden klonlanan ilk memeli hayvan olan Dolly’nin basına tanıtılmasıyla üne kavuşmuştu.

New York Kök Hücre Vakfı Laboratuarı’nın baş araştırmacısı Doktor Dieter Egli, klonlama tekniğinin insanlar üzerinde başarıyla uygulanıp uygulanamayacağı konusunda büyük soru işaretleri bulunduğunu söyledi.

Sorunlar

Başka grupların bunu daha önce deneyip başarısız olduklarını belirten Doktor Egli, kendi ekibinin de önce geleneksel teknikleri deneyip başarısız olduğunu kaydetti.

Egli bilim dergisi Nature’da yayınlanan makalesinde, önce bir yumurtadaki genetik materyali çıkarıp yerine bir deri hücresinin kromozomlarını yerleştirdiklerini anlattı.

Yumurta beklendiği gibi bölünmüş, ancak 6-12 hücre aşamasından öteye geçememiş.

Araştırmacılar yumurtanın kendi genetik materyalini çıkarmayıp, deri kromozomlarını buna eklediklerinde ise yumurta gelişimini sürdürmüş.

Ve embryonik kök hücrelerin genelde alındığı kaynak olan, 100 kadar hücre içeren blastosist aşamasına gelmiş.

Normal döllenmeyle oluşan embryolarda, yumurta ve spermden birer dizi kromozom geliyor.

Böylece yetişkinlerde her kromozomdan iki adet bulunuyor.

Ancak bu teknikte yumurtadaki kromozoma, yetişkinin deri hücresinden iki grup koromozom eklendiği için yumrtada her kromozomdan üçer tane bulunuyor – ki bu da sorun yaratabilir.

Doğru sayıda kromozoma sahip olmayan embryolar genelde gelişemiyor.

Down Sendromu da tek bir kromozomdan üç adet bulunması yüzünden meydana geliyor.

Doktor Egli, BBC’ye “Yaptığımız hücreler henüz tedavide kullanılacak gibi değil. Daha çalışmamız gerekiyor, henüz yolun başındayız.” dedi.

Newcastle Üniversitesi’ne bağlı Yaşlanma ve Sağlık Enstitüsü’nden Profesör Mary Herbert da bu çalışmanın sorunu çözmediğini ancak bizi sorunları anlamaya bir adım daha yaklaştırdığını söyledi.

Bir diğer grup bilim insanı ise yumurta kullanmadan kök hücre üretmek için bir “kimyasal banyo” tasarlamıştı.

Bu teknikte yetişkin hücre “yeniden programlanarak” kök hücreye dönüştürülüyor.

Ancak oluşan hücrenin kanser yaratan genlere karşı daha zayıf olduğu belirtiliyor.

BBC Türkçe

Bilim insanları, kuyruklu yıldızlar arasında dünyadaki suya en benzeyen suyun Hartley 2 kuyruklu yıldızında gözlemlendiğini açıkladı.

Herschel uzay teleskobuyla yapılan araştırmada kuyruklu yıldızın suyunda bulunan nadir bir hidrojen tipi, döteryum ölçüldü.

Ve diğer kuyruklu yıldızlardaki suda görülen döteryum oranının yarısına sahip olduğu belirlendi. Tıpkı dünyada olduğu gibi.

Sonuçları Nature dergisinde yayınlanan çalışma, dünyadaki suyun çoğunun gezegenimize çarpan kuyruklu yıldızlardan gelmiş olabileceğine işaret ediyor.

Dünyanın oluşumundan birkaç milyon yıl sonra kuru ve kayalık olduğu biliniyor.

Bugün gezegeni kaplayan suyun büyük olasılıkla uzaydan gelmiş olduğu sanılıyor.

Bugüne kadar yalnızca 5-6 kuyruklu yıldızdaki döteryum oranı ölçülebilmiş ve hepsinde okyanuslardaki oranın iki katı döteryuma rastlanmıştı.

Buna karşılık asteroitlerin döteryum oranı, dünyaya çarpan göktaşlarının kaynağı bu küçük gezegenler olduğu için daha iyi biliniyor.

Göktaşlarında aşağı yukarı okyanuslardakiyle aynı miktarda döteryuma rastlanmıştı.

Bu nedenle eğer dünyadaki su uzaydan geldiyse, bunun kaynağının asteroitler olduğu düşünülüyordu.

Bugüne dek gözlemlenen kuyruklu yıldızlar Oort Bulut cinsindendi, yani güneş sisteminin ilk yıllarında ve Neptün ile Uranüs gibi büyük gezegenlerin civarında oluştuğuna ve gezegenlere, birbirlerine çarparak uzaklara fırlatıldığına inanılan objelerdi.

Hartley 2 kuyruklu yıldızı ise Kuiper Kuşağı’nda döteryum analizi yapılan ilk gök nesnesi.

Kuyruklu yıldızların, asteoitlerden çok daha fazla su taşıdığı biliniyor.

BBC Türkçe

Bilim insanları, ozon tabakasının Kuzey Kutbu’na denk gelen bölümünde daha önce görülmemiş büyüklükte bir delik oluştuğunu tespit etti.

Konuya ilişkin araştırma İngiliz “Nature” dergisinde yayımlandı. Kuzey Kutup Dairesi üzerinde tespit edilen ozon deliği bilim insanlarını kaygılandırdı. İngiliz bilim dergisi ‘Nature’da yayımlanan araştırmaya göre Kuzey Kutbu’nda ozon tabakası rekor düzeyde inceldi. Yüzeyden yaklaşık 20 kilometre yükseklikte ve Almanya’nın beş katı büyüklükte olduğu ifade edilen deliğe Aralık 2010 – Mart 2011 arasında yaşanan aşırı soğuk havaların yol açtığı belirtiliyor.

Cilt kanseri riski artıyor

Bilim insanları, ozon deliğinin iki hafta boyunca Doğu Avrupa, Rusya ve Moğolistan üzerinde hareket ettiğini, bu süre içerisinde bölgede yaşayan insanların yüksek düzeyde ultraviyole ışınlara maruz kaldığını belirtiyor. Dünyayı güneşin zararlı ışınlarından koruyan ozon tabakasının incelmesi insanlarda cilt kanseri gibi rahatsızlıklara yol açarken, doğa ve hayvanlar da bu durumdan büyük zarar görüyor.

Soğuklar ozon tabakasını inceltiyor

Bilim insanları ozon tabakasında bu şiddette bir incelmeye daha önce rastlamadıklarını ve bu tür deliklerin sürekli meydana gelip gelmeyeceğinin henüz bilinmediğini belirtiyorlar. Uzmanlar, ozon tabakasının incelmesinin mevsim normallerinin altındaki hava koşulları ile bağlantısına dikkat çekerken, stratosferde sıcaklıkların daha da düşmesi halinde daha büyük deliklerin oluşabileceğini ifade ediyorlar. Ozon tabakasının bulunduğu atmosfer katmanında sıcaklıkların eksi 77 derecenin altına düşmesinin, ozon tabakasındaki incelmeyi hızlandırdığı ifade ediliyor. Ancak yalnızca soğukların değil, deodorant, buzdolabı gibi ürünlerde kullanılan Kloroflorokarbon ve Hidrokloroflorokarbon gazlarının da ozon tabakasının incelmesinde etkili olduğu biliniyor.

Deutsche Welle Türkçe